Hükümsüz Güzellik

Gülümsüyordu karşımda hükümsüz güzelliğiyle, Elinde bira bardağı o narin bileklerini yoruyordu sanki, gülümseyip sol tarafına dönüyor saçlarının dalgaları ruhumun kıyısına vuruyordu.
Güzelce kıvrılan dudaklarının arasından inciler parlıyordu sanki göz kamaştıran. bir an bakamayacak gibi oluyor, sonra kendimi ışığa karşı zorlayıp ona dönüyordum yine.

Ağzından çıkacak her heceyi dinlemek defalarca dinlemek istiyordum, bir anda kahkaha atıyor yanındakine sarılıyor gözlerinin parıltısını görebiliyordum. Bazen aramızda olan masa o kadar uzak gösteriyordu ki bizi sanki ondan ayrı galaksideymişim gibi geliyordu. Yakınına yaklaşmak istiyor, büyüsüne kapılıp yok olacağımdan korkarak uzak duruyordum …

Rahat tavırlarının altında taşıdığı o kendinden emin duruşu, kendi acizliğimden utanmama neden oluyordu. elimi uzatsam tutacağım biliyorum fakat bir şey uzak dur diye bağırıyor büyüsünü bozacaksın onun. sesiyle çağıran sirenler gibi beni kendine çekiyor, tehditkar davranışlarıyla uzaklaştırıyordu. ne yapacağını bilmeyen bir yapraktım dalından kopmuş… kaybolmuş rüzgarın içinde..

Yaprağın tek sevgilisi topraktır ya hani. içimde bağırıyor bir şeyler ” toprağım sen ol benim” diye… vuramıyorum dışa susuyorum yine bakıyorum gözlerine. O kahverengi gözlerde öyle güzel rüyalar görüyorum ki anlatmaya dilim el vermiyor. dünyanın 8. harikası nedir diye sorsalar “O” diye cevap vereceğim o derece…
Aşkımı ilan etsem ona inanmayacak biliyorum. Susturuyorum yine kendimi, kapatıyorum düşüncelerimi, ruhumun zindanlarına…

Hayali bir varlığa armağan…

“29/08/2010”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.