Gönlümü put sanıp da kıran kim?

Kabullendik, kabullenmek zorunda kaldık değişimi, hayatın tüm fırtınasında oradan oraya savrulurken nerede bıraktıysam sertliğimi.
En ince noktalardan en ufak bir zaaftan faydalanıp birer birer işlemek nasılda güzel bir insanı, sonrasında değişmek, değiştirmek, yok etmek.
Ölüme götüren tüm bilinmeyenlerin arasında en fazla acıdığımız şey boşa harcadığımız hisler olsa gerek. Geçmişe dönüp baktığımızda kendimize gülerek ama içten içe utandığımız “bu insan için bunu mu yapmışım?” dediğimiz şeyler için.

Acıları severim, hüznü de öyle. İnsanı insandan soğuturlar, kendi sınırlarını ortaya çıkartırlar ve her seferinde o sınırları tekrar tekrar kırmayı severim. Yeterince acı çektiyseniz, karşınızdakinin canını yakmamak için bir sebebiniz olmaz, en basit şeyler bile anlaşılmadıysa, anlatmak için çabanız olmaz. El üstünde tuttuğunuz kişi üzerinize basıp geçiyorsa, artık göklere kaldırmaya çalıştığınız kişiler olmaz.

Belkide çok aptalca başlıyor sevgilerimiz, en güzele en iyiye gitmeye çalışıyor. Seviyoruz ya durmuyoruz daha iyisini daha fazlasını istiyoruz. Halbuki bi dursak, elimizde olanlara baksak bir kere de “çok iyiyiz yahu” diyebilsek. Fakat olmaz, mümkün değil. Senin şuyun böyleymiş, şuranda eksik varmış, şunu yapmamışsın şunu anlamamışsın. Sanki uzun süreleri birlikte keyf alarak geçirdiğimiz insanla değilde, binlerce yıldır savaştığımız antik bir düşmana takındığımız tavrı takınıyoruz.

Hangi sevgileri unuttuk biz, hangi dokunuşların, kaç bin nefesin üstünden geçtikte düşman olduk?

İbrâhîm
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim

Güneş buzdan evimi yıktı
Goca buzlar düştü
Putların boyunları kırıldı
İbrâhîm
Güneşi evime sokan kim

Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
Buhtunnasır put yaptı
Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
Güzeller bende kaldı
İbrâhîm
Gönlümü put sanıp da kıran kim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.